Tanrım bana sadece gerçeği ver!

Pandeminin başladığı günlerdi.

Sınırlar kapatılmış, ben yıldızlar şehri Belgrad’da kalmıştım. Vaktimi  evimde ve evimin çok yakınındaki parkta geçiriyordum.  Sabah gün doğarken uyanıyor, yogamı yaptıktan sonra uzun uzun oturup, dua  ediyordum. 

Her şey eskisi gibi normale dönsün, korana olmayalım, olursak da atlatalım gibi şeyler için değil. Tek bir şey için.

“Tanrım bana sadece gerçeği ver!” diyordum, ne olduğunu bilmediğim gerçeği arıyordum, o gerçekle ne yapacağımı hiç bilmeden…

Ama bir şeyi biliyordum, o da iyiydim hem de çok iyi, zihnim bir o kadar sessiz ve bedenim capcanlıydı. İçimde her şeyin yerli yerinde olduğunu hissediyordum. Olan her şeye dair bir kabulüm vardı, sanki dünya başıma yıkılsa altından kalkabilecek kadar güçlü hissediyordum, belki de bu yüzden gerçeğin peşindeydim. 

Parkta uzun uzun yürüyor, bir bankta oturup ağaçları, gökyüzünü, sincapları izliyordum. İçimden istemsizce yine aynı cümleyi geçiriyordum: “Tanrım bana sadece gerçeği ver!”

Yine uzun uzun oturduğum bir sabah, ruhum aradığım cevabı ansızın bana fısıldadı…

Dondum kaldım bir süre.

Şoku atlattıktan sonra “Peki ben?” dedim, cevap gelmedi. Cevap gelmemesi çok net bir cevaptı…

Gerçeği aramış, bulmuştum, peki şimdi ne yapacaktım?

Bocaladım, ne yapacağımı bilemedim.

Ne yapacağımı bilemediğim için de en kolayını yaptım, kendimle konuşa konuşa bu içsel bilgiyi görmezden geldim, hissetmekten kaçtım, inanmak istemedim. 

Kelimelere inanmayı seçtim, kendime inanmaktan daha kolaydı.

Her gün aynı şeyleri yapmaya devam ettim, hiçbir şey olmamış gibi. Gerçekle ilgili soru sormayı bıraktım.

 Sonra görmezden gelemediğim gerçek kısa sürede içimi çürüttü, kocaman bir yas gelip yüreğimi kapladı.

Şimdi bana;

– En büyük yaran ne? diye sorsanız…

“O sese güvenmemek” derim.

– Aldığın en büyük ders? ne peki deseniz…

“O sese güvenmek ona göre hareket etmek” derim.

– Aylin bu dünyaya niye geldin? deseniz…

Bilin bakalım, neden  derim:)

“ Bir anne, kızına kendi sezgisinin doğruluğuna güven duyma hissinden daha büyük bir kutsama veremez. Sezgiyi akılcı bir temeli olmayan, yanlış sonuçlara götüren bir yetenek olarak tanımlamak yerine, gerçekte ruh sesinin konuşması olarak tanımlamak daha doğrudur. Sezgi, gidilebilecek doğrultular arasında en çok işe yarayanları hisseder. Benliği koruma gücüne sahiptir, altta yatan motifleri ve niyetleri anlar ve psişede en az düzeyde parçalanmaya yol açacak olanları seçer.“ Clarissa Pincola Estes

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s