Hikayem

 

Gerçekte ne olduğumuzu hatırlatan kısa anları nadiren de olsa hatırlarız. İşte benim hikayem de bu anları daha çok anımsamaya başlamamla değişti diyebilirim.

“Ben kimim? Ne kadar kendimi yaşayabiliyorum? Ne kadar kendim gibi davranıyorum?  Hayat nedir? Hayatın anlamı nedir?…” gibi varoluşsal soruları keyfi yerindeyken, yani hayatı yolunda giderken pek sormaz insan kendine, aslında gittiğini sanarken demek daha doğru olabilir, sorsa da üzerine pek derinlemesine düşünmez. Düşünmesi için hayatının biraz da tepetaklak olması gerekir.

Otuzlu yaşlarımın başında kendimden çok uzaklaşmıştım. Değerlerimden, ihtiyaçlarımdan, tutkularımdan, aşktan, gerçek sevgiden, içimdeki en saf niyetten… yani beni ben yapan her şeyden ayrı düşmüştüm. Ne kadar acı çektiğimi, yitirdiğim her bir parçamı ne kadar çok özlediğimi ve içimin içinden kaybettiğim her bir parçamın yasını tuttuğumun da bilincinde değildim.   Oğlumla geçirdiğim zamanlarda, dost sohbetlerinde, uzun yürüyüşlerde, okuduğum kitaplarda, izlediğim filmlerde, çıktığım yolculuklarda çocukluğuma dair kapılar açılıyor o şimdiki bana hiç benzemeyen küçük Aylin’le kısacık da olsa karşılaşıyordum. Küçük Aylin hem iliklerimden bildiğim hem bir o kadar yabancısı olduğum diğer Aylin’i bana hatırlatıyordu. Gerçekte ne olduğumu hatırlatan bu kısa anları daha çok anımsamaya başladıkça, ben de cevapları herkese göre değişen bu varoluşsal soruları daha sık sormaya başladım. “Bu hayata neden geldim? Ben kimim? Ne kadar kendimi yaşayabiliyorum? Ne kadar kendim gibi davranıyorum? Hayat nedir? Hayatımın  anlamı nedir?” 

İşte kayıp parçalarımı aramaya böyle  karar verdim. 

Biraz araştırınca insanın kendini tanıyabilmesi için birçok araç olduğunu öğrendim.  Bu araçlardan üç tanesi ruhuma, mizacıma çok yakındı. İlki tırmanıştı,  ikincisi ip üstünde yürümek, üçüncüsü de yogaydı. Kendini arayan insanların yolculuk öykülerini okumaya, izlemeye onlardan ilham almaya başladım. Aslına bakarsanız dağa tırmanmak ve ip üstünde yürümek daha fazla ilgimi çekse de o zamanki koşullarımla yapmam pek mümkün değildi, ben de araç olarak yogayı ve psikoterapiyi seçtim. Shadow Yoga’yı öğrenmeye başladığım dönemde meme kanseri olduğumu öğrendim. Her ölüme yakın deneyim yaşayan  insan gibi bu hastalık da bana neyin önemli neyin önemsiz olduğunu bambaşka bir açıdan gösterdi. Tedavi gördüğüm hastane bu süreçte istersem süresiz ve ücretsiz onkoloji psikoloğundan destek alabileceğimi söyledi. Böylece dört yıl boyunca hiç aralık vermeden düzenli psikolojik destek alma şansım oldu. Sevilmek, beğenilmek, kabul edilmek, uyumlanmak için kendimden vazgeçtiğim bilinç dışına gömdüğüm özelliklerimi tekrar bilince çıkarmak için çalıştım.

2015 yılında -bir kaç dakika içinde filan karar vererek- altı ay sürecek bir Yoga TT  programına kayıt oldum. Eğitim bittikten sonra bu konuda daha fazla derinleşmek, yoganın köklerini öğrenmek istedim ve geleneksel Hatha Yoga’yla (Shadow yoga) tanıştım. 

2016 yılında Defne Suman ile Shadow Yoga çalışmaya başladım ve 2021 yılına kadar çalışmaya devam ettim.  2018 – 2021 tarihlerinde Defne Suman’ın asistanlığını yaptım. 

2018 yılından beri de Shandor Remete ve Emma Balnaves’den Shadow Yoga ve Nrtta Sadhana öğreniyorum.

2017 yılında tanıştığım hocam David Malka’dan da Shadow Yoga’nın inceliklerini derinlemesine öğrenmeye devam ediyorum.

 

 

 

 

 

%d blogcu bunu beğendi: